Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan tespitler – 28

Röportaj

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan tespitler – 28

Sunuculuğunu Sertaç Lüser’in yaptığı Bediüzzaman Said Nursi’nin Hayatından Tespitler köşesinde bu hafta Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç, Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul Hayatına değinmeye devam ediyor. EuroNur.tv ekranlarından izleyebilirsiniz.

Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç; Bediüzzaman’ın hayatından tespitler serisinin yirmi sekizinci bölümünde bu hafta;

  • Sultan İkinci Abdülhamid Dönemi
  • Zayıf istibdat ve hafiyelik sistemi
  • Zayıf istibdattan sonra gelen şiddetli istibdat
  • İttihad ve Terakkî’nin muhalefeti
  • Abdülhamid aleyhinde hal’ kararı
  • II. Abdülhamid’in hal’i için fetva
  • Abdülhamid, tahttan indirildikten sonra yaşananlar
  • Âlem-i İslâm için en dehşetli asır
  • Vatan Gazetesi’nin yalanlarına verilen cevaplar
  • Vatan Gazetesi’nde çıkan 31 Mart ile ilgili habere karşı yazılan mektup

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-93:

Sultan İkinci Abdülhamid Dönemi

Zayıf istibdat ve hafiyelik sistemi

1908 yılında II. Abdülhamid’in şahsî idâresi 30. yılını bulmuştu. Bu idarenin devlet ve millet açısından müsbet sonuçları olmasına rağmen, özellikle son zamanlara doğru zayıf istibdad bir yapıya dönüştüğü de bir vakıaydı. Hafiye Teşkilâtı’nın olur olmaz jurnallerle bazı zulümlere girişmesi Bediüzzaman’ın Divan-ı Harp Mahkemesi’nde “Şimdiki hafiyeler, eskisinden beterdirler.”1 diyerek Abdülhamid idaresindeki hafiyecilere de temas etmesi yapılan hatalara bir yenisini daha eklemişti. Halbuki “Hafiye havfıyla kimse hakkıyla iktidarını sarf edemezdi.” 2 Eski hafiyeler gibi, herkesin fikrine bir ıztırap ve tereddüt ilka etmiştir. Amma vâesefâ, ifrata müstait olanlar tefrite de kabil oluyor. 3 Elhâsıl: Şedit bir istibdat ve tahakküm, cehalet cihetiyle şimdi hükümfermadır. Güya istibdat ve hafiyelik tenasüh etmiş. (Abdülhamid’in zayıf istibdadı, İttihad ve Terakki’nin şiddetli istibdadına geçmiş) Ve maksat da Sultan Abdülhamid’den istirdad-ı hürriyet (hürriyeti geri istemek) değilmiş. Belki, hafif ve az istibdadı (Abdülhamid dönemi istibdadı), şiddetli ve kesretli (İttihad ve Terakkî dönemi istibdadı) yapmakmış!” 4

Bediüzzaman Abdülhamid döneminde uygulanan hafif ve zayıf istibdadı nazara sunarken, sonrasında tatbik edilen şiddetli istibdada da muhalefet ediyor. Sultan Abdülhamid Han’ın 30 yıldır devam eden şahsî idâre devrinin ister istemez bir istibdâda dönüşmeye başlaması, Mehmet Âkif ve Bediüzzaman gibi İslâm âlimlerinin de, İttihad ve Terakkî Cemiyeti’ni tasvip etmemelerine rağmen, Abdülhamid’e bazı ikazlarda bulunduklarını ve hatta hürriyet-i şer’iyyenin ilânı için bazı yazılar kaleme aldıklarını görüyoruz.

ZAYIF İSTİBDATTAN SONRA GELEN ŞİDDETLİ İSTİBDAT

Bediüzzaman ikazlarını hürriyet-i şer’iyye noktasından olduğunu ifade ederken, bazı edip, İslâm ve Türk hürriyetperverleri ise yanlış bir hedefe hücum ettiklerini ifade eder:

“Zannederim, asr-ı ahirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat, çok aldanıp, yanlış bir hedef ve hata bir cephede hücum göstermişler.” 5 Yani Sultan Abdülhamid’in zayıf istibdadını daha sonra gelecek olan şiddetli ve mutlak istibdad zannederek Abdülhamid Han’a öyle hücum etmişler.

Bu meselenin detayını Kastamonu Lâhikası’nda şöyle ifade eder: “Eski Said, bazı dâhî siyasî insanlar ve harika ediblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdadı hissedip, ona karşı cephe almışlardı. O hiss-i kablelvuku tabir ve tevile muhtaç iken, bilmeyerek resmî, zayıf ve ismî bir istibdat görüp, ona karşı hücûm gösteriyorlardı. Hâlbuki, onlara dehşet veren, çok zaman sonra gelecek olan istibdatların zayıf bir gölgesini asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. İşte Eski Said de, eski zamanda böyle acip bir istibdadı 6 hissetmiş, bazı âsârında7 ona hücum ile beyanatı var. O müthiş istibdadat-ı acibeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vasıta-i necat görüyordu. Ve hürriyet-i şer’iye, Kur’ân’ın ahkâmı dairesindeki meşveretle o müthiş musibeti def eder diye düşünüp, öylece çalışmış.” 8

İttihad ve Terakkî’nin muhalefeti

Sultan Abdülhamin’in iktidarının uzaması ve gayr-ı memnunların çoğalması muhaliflerin şiddetli muhalefetine sebep olmuştu. 1876’da I. Meşrûtiyetin (Kânun-u Esâsi’nin) ilân edilmesi ve kısa sürede bundan vazgeçilmesi dış ve iç baskıları da artırmıştı. Sultan Abdülhamid bu idareyi devam ettirmek için bazı zecrî tedbirlere başvurmak mecburiyetinde kalmışsa da, muhaliflerin muhalefeti durmamıştı. 1890 yılında bir kısım Harbiye ve Askerî Tıbbiye talebelerinin teşebbüsüyle gizlice kurulan İttihâd ve Terakkî Cem’iyyeti de muhalefet baskılarını arttırarak devam ettiriyordu.

Abdülhamid aleyhinde hal’ kararı

24 Temmuz 1908’de II. Meşrûtiyet ilân edildi. Bu iç kargaşadan istifade eden Bulgaristan ve Bosna-Hersek Osmanlı Devleti’nden ayrıldı ve İttihâtçılar’ın ittihad-ı anâsır fikri ilk ayrılığı netice vermişti. İttihâtçılar’ın basiretsizlikleri yüzünden, 240 üyeli meclisin sadece 140’ı Türk olmak üzere Meclis-i Meb’ûsân 17 Aralık 1908’de açıldı. Bu tarihten sonra azınlıklar verilen haklardan yararlanarak devlete bağlanmak değil, ayrılık yönünde isyan hareketleri başlattılar. Bu arada Müslüman kanı dökmüş olan Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler ve benzeri azınlıklar için af ilân edildi. İstanbul’da Ermeni ihtilâli yapıldı; ancak suçlu Müslümanlar oldu.

Bunu fırsat bilen İngilizler ve diğer Osmanlı düşmanları, Üçüncü Ordu’dan İstanbul’a sevk edilen Avcı Taburları tarafından 31 Mart Vak’ası denilen ihtilâli çıkardırlar. Bu ihtilâl için Bediüzzaman “Zaten plânlar serilmişti.” 9 “Fakat, zemin bataklık ve dam ve plân serilmişti. Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi. Üssülesas esbap, fırkaların taraftarâne ve garazkârâne münakaşatı ve gazetelerin belâgat yerine mübalâğat ve yalan ve ifratperverâne keşmekeşleri idi.” 10 şeklinde asıl failleri nazara sunuyordu. Böylece asker ve bunlara katılan hamallar gibi sıradan insanlar, şerîat elden gidiyor diye devlete karşı ayaklandılar. “Perde arkasında planları serenler” II. Abdülhamid’den kurtulmak ve muhalifleri ezmek için tertip ettikleri bu olay, İstanbul’a gelen Hareket Ordusu tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Neticede Meclis’i toplayan İttihatçı Talat Bey, 27 Nisan 1909 tarihinde, silâh tehdidi altında Meclis’ten II. Abdülhamid aleyhinde hal’ kararını çıkardı ve içinde hiç Müslüman Türk bulunmayan dört kişilik heyetle (Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavut Es’at Toptani ve Gürci Ârif Hikmet Paşa) hal’ kararını II. Abdülhamid’e tebliğ ettirdi. Böylece Osmanlı Devleti’nin yıkılış süreci, maalesef hız kazanmıştı. 11

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri, 2013, s. 120.

2- Eski Said Dönemi Eserleri (Makalat), 2013, s. 45.

3- Eski Said Dönemi Eserleri (Makalat), 2013, s. 45.

4- Eski Said Dönemi Eserleri, 2013, s. 144.

5- Şuâlar, Beşinci Şuâ, 2013, s. 938.

6- Abdülhamid’in hafif ve zayıf istibdadını değil, daha sonra gelecek olan şiddetli ve mutlak istibdadı hissetmiş.

7- Beşinci Şuâ vb eserlerinde sonra gelecek olan o istibdad-ı mutlaka karşı hücum ile beyanatı var.

8- Kastamonu Lâhikası, 2013, s. 94.

9- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 257.

10- Eski Said Dönemi Eserleri, 2013, s. 140.

11- Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi, c. II, s. 550-630; ABIBSNİŞ, Cilt-I, s. 379, 380.

II. Abdülhamid’in hal’i için fetva

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-94

Sultan II. Abdülhamid 27 Nisan 1909 tarihinde tahttan indirildi. Suçlu-suçsuz birçok kişiyi tutuklayıp hapsetmek ile uğraşan 31 Mart cuntası, Sultan II. Abdülhamid’in hal’i için gereken tedbirleri de almayı ihmal etmedi.

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girmesi için de Said Paşa’nın başkanlığında toplayabildikleri ileri gelen mebusları Ayastefanos’taki yat kulübüne dâvet ederek Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girmesine karar aldırmışlardı. Hareket Ordusu da İstanbul’a girip, kışlalardaki askerleri saf dışı bıraktıktan sonra, önceden planlandığı gibi Yıldız Sarayı civarında Arap ve Arnavut Taburları ile, Anadolu yiğitlerinden meydana gelen taburları birer bahane ile başka yerlere gönderdiler. Bu taburların yerlerine Hareket Ordusu’na mensup taburlarla, Selânik’ten getirdikleri jandarmaları yerleştirerek, Saray-ı Hümayun muhafızlığını da ele aldıklarından, artık Sultan’dan korkmaya lüzum kalmamıştı.

İleri gelenleri ve mebusları ikna etmek için, Cemiyetin tertip ettiği ve Mahmut Şevket Paşa’nın düzenlediği Yıldız Sarayı’nın tecrit edildiğine dair bir telgraf üzerine mebusları mecliste topladılar.

Sultan Abdülhamid’in hal’ edilmesine sevinenler var:İttihadçılar’ın Abdülhamid’in Hal’inden duydukları sevinci gösteren bir belge.( ABIBSNİŞ, Cilt-I, s.380)

Sultan Abdülhamid’in hal’ edilmesiyle ilgili Gümülcine İttihât ve Terakkî Cemiyeti’nin sevinç ilânı şöyledir: “Abdülhamid’in hal’iyle Sultan Mehmet Reşâd Hân-ı Hâmis Hazretleri’nin taht-ı âlî-i Osmaniye’ye iclâs edildiği, merkez-i umûmiyeden şimdi alınan telgrafnâme üzerine kemâl-i fahr ve meserretle bil-umûm vatandaşlarımıza ilân ve tebşir olunur. 14 Nisan 1325/27 Nisan 1909” 6

Oraya dâvet edilen fetva emini ilim sahibi Nuri Efendi’nin, Antalya mebusu Elmalılı Hamdi Efendi’nin karalamış olunan fetva müsveddesi kapsamını, şer-i şerife aykırı olduğundan tasdik etmemekte ısrar etmesi üzerine, Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi’nin ısrarıyla Rumeli Kazaskerliği’ne getirilen Ziyaeddin Efendi, yapılan baskılar üzerine fetva müsveddesini imzalamaya mecbur olarak hal’e karar vermiştir. Yani “Fetvayı zamanın Fetva Emini Hacı Nuri Efendi imzalamamıştır; ancak maalesef 31 Mart komitesinin kuklası haline gelen Şeyhülislâm Mehmed Ziyaaddin Efendi imzalamıştır.”1 Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelişinden birkaç gün sonra şer-i şerife aykırı olarak alınan karar gereği, Sultan II. Abdülhamid Han Hazretleri 7 Rebiülahir 1327 Hicrî/14 Nisan 1325 Rumî/27 Nisan 1909 Milâdî yılında Salı günü hilâfet ve saltanat makamından hal edilerek, biraderi Veliaht Mehmet Reşat Efendi aynı günde padişah ilân edildi. Sultan Abdülhamid Han da Selânik’te oturmak üzere yola çıkarıldı. 2

Bundan başka Sultan Abdülhamid’in görevden alınmasını meşrû gösteren Hilâl Gazetesi hal’ ile alâkalı bazı fetvalar yayınlar. 7

Abdülhamid, tahttan indirildikten sonra yaşananlar

27 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu kısa sürede şehre hâkim oldu. Ordu’nun kumandanı olan Mehmet Şevket Paşa örfî idare ilân ederek Divan-ı Harp ve darağaçları kurdurdu, suçlular yanında birçok suçsuzu da idam ettirdi. Birinci Ordu efradı angarya işlerinde çalıştırılmak üzere Rumeli yollarına sürüldü. Hafiyelik yeni bir şekle büründü; basının ağzına da kilit vuruldu.

Sonunda Meşrûtiyet, “hürriyet” adı altında meclisli millî tuhaf bir mutlâkıyet haline geldi. Yeşilköy’de toplanan ve II. Abdühamid’in hal’ine karar veren Meclis-i Millî azaları, asayiş sağlandıktan sonra 26 Nisan 1909 günü İstanbul’a dönerek ertesi gün Ayasofya civarındaki binasında tekrar Meclis-i Umûmî-î Millî adı altında toplandı. Meclis II. Abdülhamid’in hal’ine karar verdi. Sultan Abdülhamid, Meclis-i Millî’ye Çırağan Sarayı’nda oturmak istediğini bildirdiği halde, Hareket Ordusu’nun artık diktatörce davranan kumandanı Mahmut Şevket Paşa, el çabukluğuyla tahtından indirttiği gece onu Selânik’e gönderdi. Eşyasını dahi alamaz birkaç bavulla gece yarısı Yıldız Sarayı’ndan çıkarılan Abdülhamid, maile ve maiyet etrafından oluşan 38 kişi ile Sirkeci’den özel bir trenle Selânik’e götürüldü. Binbaşı Fethi Bey (Okyar) kırk Selânik Jandarması ile muhafızlığına tayin edildi. Selânik’te Alatini Köşkü’ne yerleştirilen Abdülhamid, orada vaktini marangozluk ve demircilikle geçirdi. Bilâhere Sultan Abdülhamid’in İstanbul’a nakledilmesine karar verildi. Selânik’ten ayrılmayı kabul eden Sultan Abdülhamid İstanbul’dan gönderilen Alman sefaretine ait Lorelay Savaş Gemisi’yle 1 Kasım 1912’de İstanbul’a getirilerek Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi. 10 Şubat 1918 Pazar günü hayata gözlerini yumdu. 3

Âlem-i İslâm için en dehşetli asır

Âlem-i İslâm’ı alâkadâr eden bu kadar önemli hadiseler elbette ki gaybî işaretler olmalıdır. Bediüzzaman bu meselenin Kur’ân’ın işarî mânâları arasına girecek kadar ehemmiyetli olduğunu ve bu hâdiselere işaret ettiğini şöyle açıklamaktadır: “Âlem-i İslâm için en dehşetli asır, altıncı asır ile Hülâgû fitnesi ve on üçüncü asrın âhiri ve on dördüncü asır ile Harb-i Umûmî fitneleri ve neticeleri olduğu münasebetiyle, bu cümle (Kudreti her şeye galip olan ve her türlü hamde lâyık olan Allah’ın yoluna kavuşturman için.) 4 makam-ı ebcedî ile altıncı asra ve evvelki cümle gibi (El-azizü’l hamid) kelimeleri ile bu asra, Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid devirlerine îma eder.” 5 Bu işaret-i gaybîyeyle yaşanan hadiselerin tesadüfî olmadığı da anlaşılmış oluyor.

Vatan Gazetesi’nin yalanlarına verilen cevaplar

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-95

Vatan Gazetesi’nde 1 Ocak 1953 senesinde çıkan bir haberde Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili yalan-yanlış hatta iftira niteliğinde haberler çıkar. Bu haberler içinde 31 Mart hadisesi ile ilgili iftiralar da olduğu için seri yazılarımıza bir tetimme olması hasebiyle ilgili mektupları yayınlamak istedik. Mektupları Bediüzzaman’ın Talebeleri kaleme almış olup ilgili yalan ve iftiralara Üstad’dan aldıkları cevapları da yazmışlar. Tarihe bir belge niteliği taşıyan bu mektuplar o günün şartlarında münteşir lâhikalara girememiş, belli şahıslarda saklı kalmıştır. İlgili mektupların birisi Emirdağ Lâhikası-II Gayr-ı Münteşir mektuplar içinde, diğeri ise Afyon Hapis Mektupları içinde olup, elimizde bulunan Risale-i Nur Külliyatı programında mevcuttur. İlgili mektupları birer resim ile takdim ediyoruz.

“Vatan Gazetesi’nin 1 Ocak 1953 tarihli nüshasında, hasta olan Üstadımız hakkında hiç münasebetsiz, sırf yalan ve garazlarla bahsetmesi biz Nur Talebelerine çok sıkıntı verdi. Üstadımız otuz beş seneden beri siyaseti terk ettiği ve çok hasta olduğu için böyle sıkıntılı haberleri ona duyurmak istemiyorduk.

O dönme gazetesi demiş ki: “Said, İzmir’de i’dadiye mektebinde Arabiye muallimliği yapmış ve Mart hâdisesinde Derviş Vahdeddin’in baş yardakçılığını ve Mart hâdisesinin ihtilâlini çıkarmış” diye beş vecihle yalan ve iftiralarını okuduk.

Bu yalanlardan birincisi: Biz Üstadımıza sorduk: “Hiç İzmir’e gittiniz mi?”

Dedi: “Bütün eski ve yeni dostlarım biliyorlar ki, tek bir defa Şam’dan gelirken vapur ile geçmişim.”

İkinci yalan: Üstadımız hiçbir vakit mektep muallimliği yapmamış. Belki Van’da medresede müderrislik etmiştir.

Üçüncü yalan: Hiçbir vakit i’dadî mektebine ne girmiş, ne muallim olmuş, ne de Arabî ders vermiştir.

Dördüncü dehşetli yalan: 31 Mart hâdisesinin baş yardakçısı namını vermesi ne kadar asılsız yalan ve iftiradır ki, kırk beş sene evvel Divan-ı Harb-i Örfî’de bir ay zarfında, Üstadımız memleketine gittiğinden sonra “İki Mekteb-i Musîbet Şehadetnamesi”ni Ahmed Ramiz iki defa rağbet-i umûmiyeye binaen tab’ettirmiş. O zaman o kadar şerîat aleyhinde desiseler olduğu halde, Divan-ı Harb-i Örfî ittifakla beraet kararı vererek o “İki Mekteb-i Musîbet Şehadetnamesi” şimdiki bu dönme muharririn yalan ve iftirasını esasıyla keser. Çünkü hem Divan-ı Harb-i Örfî, hem Hareket Ordusu kuvvetli delillerle anlamış ki, ihtilâli çıkaranlar başkasıdır. Üstad ise o ihtilâli kısmen bastırmış ve çok taburları itaate getirmiş ve itaat-ı askeriyeye çok hizmet etmiştir.

İşte böyle bir vatanperver ve İslâmiyetperver ve asayiş teminine çalışan ve herkesin kalbinde iman ve Kur’ân dersiyle bir yasakçıyı bırakan, asayişe ilişmeyiniz diyen Üstadımıza böyle siyasî iftira ile efkâr-ı umûmiyeyi bulandırdığı için, efkâr-ı umûmiye namına protesto ederiz.

Hattâ Üstadımıza dedik: “Avukatınız vasıtasıyla bu yalancı ve iftiracı muharriri mahkemeye verelim.”

Üstadımız dedi: “Ben böyle yalan ve iftiracılarla alâkadar olmak istemem.” 1

Görüldüğü üzere Vatan Gazetesi’nin bu çarpıtma ve hezeyan dolu haberine karşı Bediüzzaman’ın talebeleri bigâne kalmamışlar ve tekzip niteliğinde bu mektubu kaleme alarak tarihe bir not düşmeyi ihmal etmemişler. Aradan kırk sene geçtiği halde 31 Mart hâdisesi ile ilgili yalan-yanlış iftira ve hezeyanları cevapsız bırakmayarak safi zihinlerde bırakılmak istenen menfî izleri izale etmişler.

Yine aynı Vatan Gazetesi’nin hezeyan dolu yayınlarına karşı Bediüzzaman’ın talebeleri 2 bir başka mektupta şu açıklamaları yapmışlar.

Vatan Gazetesi’ne yazılan başka bir mektup:

Vatan Gazetesi’nde çıkan 31 Mart ile ilgili habere karşı yazılan mektup:

Vatan Gazetesi Üstadımıza kırk sene evvel olan 31 Mart hâdisesinde bir inkılâpçı nazarıyla bakmış. Onun o hâdisedeki mahiyetine dört-beş not olarak hem matbu’ Tarihçe-i Hayatı’na, hem bir haftada iki defa basılan meşhur Divan-ı Harb-i Örfî ve Said-ül Kürdî namıyla olan müdafaatına ve o zaman İstanbul’da bulunanların malûmatlarına istinaden deriz:

Birinci Nokta: O hâdise İtilâfçı-İttihatçıların bir müsademesidir. İttihad-ı Muhammedî Cemâati ekseriyet-i mutlaka itibariyle karışmadı. Belki teskinine çalıştı. Hattâ Üstadımız Bâb-ı Seraskerî’de isyan eden sekiz taburu bir nutukla itaata getirdi. Yüzer zabitleri kurtardı.

İkinci Nokta: Üstadımız o vakit İstanbul’da bütün kuvvetiyle ihtilâli yatıştırmağa tesirli çalıştı. Ve İttihâd-ı Muhammedî (asm) yani İttihâd-ı İslâm Cem’iyeti’ne dair hiç emsali vuku’ bulmamış Ayasofya’da elli bin adama okuduğu nutkunu umumuna kabul ettirmiş. Ve Volkan Gazetesi’ne verdiği bir makale ile İzmit ve sair taraflarda otuz bin kişinin o makale hakkaniyetine karşı o cem’iyete dâhil oldukları ilân edildi.3

Dipnotlar:

1- Gayr-i Münteşir>Muhtelif Lâhikalar> Emirdağ Lâhikası-2 Mektupları [Talebeler]> GAYR-i MÜNTEŞİR > Muhtelif Lâhikalar > Emirdağ-2 Mektupları [Talebeler] >

2- Ahmed Nazif, Hüseyin, Tabancalı, Salahaddin, Ahmed Feyzi, Zübeyr, Ceylan.

3- Gayr-i Münteşir>Hapis Mektupları>Afyon Hapis Mektupları>

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.