Bediüzzaman’ın hayatından tespitler – 19

 

Bediüzzaman’ın hayatından tespitler – 19

Sunuculuğunu Sertaç Lüser’in yaptığı Bediüzzaman Said Nursi’nin Hayatından Tespitler köşesinde bu hafta Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç, Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul Hayatına değinmeye devam ediyor. EuroNur.tv ekranlarından izleyebilirsiniz.

Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç; Bediüzzaman’ın hayatından tespitler serisinin on dokuzuncu bölümünde bu hafta;

Bediüzzaman’ın Bayezit talebe içtimâındaki nasihatleri

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (66)

Daha önceleri Osmanlı Padişahları, ilmiye sınıfını, ya’ni medrese talebelerini ve ulemayı askere almıyorlarken, İkinci Meşrûtiyet’in i’lânından sonra, Harbiye Nezareti; 1 “Medrese talebelerine tanınan bu imkânın, sû-i istimâl edildiği gerekçesiyle; bundan sonra, talebeyi imtihana tabi tutacak, ancak imtihanı kazananlar askere alınmayacak.” şeklindeki kararına karşı, medrese talebeleri bir protesto mitingi tertiplediler. Bediüzzaman’ın “İki Mekteb-i Musîbet’in Şehadetnamesi” eserinden anladığımıza göre medrese talebeleri Beyazit’te toplanarak mükellef tutulmaları kararlaşan kur’a imtihanlarından geri bırakılmaları için miting düzenlediler. Harbiye Nezareti’nin, dolayısıyla İttihad ve Terakki hükûmetinin bu kararının şeriata aykırı ve dine karşı bir ta’riz bir muhalefet olduğunu, mitingde konuşmacılar tarafından nutuklarla ilân edileceği sırada, Bediüzzaman Hazretleri, bu ateşe de yetişiyor ve söz alarak şeriat ile Meşrûtiyet’in birbirine zıt şeyler olmadığını, dolayısıyla Harbiye Nezareti’nin bu kararının gayr-ı meşrû’ ve dine muhalif bir şey olmadığını söylüyor ve talebeyi teskin edip dağıtmaya muvaffak oluyordu.” 2

Medrese talebelerinin içtimâı, 27 Şubat 1909, Cumartesi 3 günü gerçekleşmiştir. İçtimâ, Tanin Gazetesi’nin 28 Şubat 1909 târihli “Dünkü Miting” başlıklı haberinde.” 4 yer almıştır. Haber şöyledir:

“Talabe-i ulûmdan bin kadar efendi dün (27 Şubat 1909) saat beş râddelerinde Beyâzid Câmi-i Şerifîne toplanarak imtihanlarını Rebiülevel’e kadar talik edilmesi ve Dersa’âdet ahalisinin 1325 (1909) senesinde dâhil-i esnân edeceklerinden kendileri hakkında dahi o surette muamele edilmesi lâzım gelen mahalden talebe karar vermişlerdir. Mitinge Meclis-i A’yân azasından Şeyh Abdülkâdir, Üsküp Meb’ûsu Sa’îd, Tokat Meb’ûsu Mustafa, Tokat Nakîb’ül- Eşrâf kaim makamı Haco Hüseyin Hüsnü Efendilerle, mülgga Rüsûmât azasından Sâcid Bey hazır bulunmuşlardır.” 5

Bediüzzaman’ın Ferah Tiyatrosu’ndaki konferans hadisesinden başka, Beyazit talebe içtimaındaki hizmetini ise, evvelâ kendisinden dinleyelim: “Ayasofya’da, Bayezit’te, Fatih’te, Süleymaniye’de umûm ulema ve talebeye hitaben müteaddit nutuklarla, şeriatın ve müsemma-i meşrûtiyetin münasebet-i hakikiyesini izah ve teşrih ettim; ve mütehakkimâne istibdadın şeriatla bir münasebeti olmadığını beyan ettim. Şöyle ki: “Kavmin efendisi onlara hizmet edendir.” 6 hadisinin sırrıyla, şeriat âleme gelmiş; tâ istibdadı ve zalimâne tahakkümü mahvetsin. Eğer temessül etse istibdat bir dev ve meşrû meşrûtiyet bir mânevî Süleyman, şeriat hatem-i süleyman suretine girerdi. Bu hasiyet-i tesahhüre malik olan, hatem-i şeriat idi. Taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umûmîye denilen süleyman-ı meşrûtiyetin engüşt [ün]e lâyık iken ifrit-i istibdat gasb etmişti. 7 Herhangi bir nutuk irad ettimse, her bir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan-ı kat’î ile ispata hazırım. 8 Ve dedim ki: Asıl, şeriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-i meşrûtiyet-i meşrûadır. Demek, meşrûtiyeti delâil-i şer’iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi, taklidî ve hilâf-ı şeriat telâkki etmedim ve şeriatı rüşvet vermedim.” 9 Bu meseleye Divan-ı Harb-i Örfî eserinde şöyle temas eder: “Kaç defa büyük içtimalarda heyecanları hissettim. Korktum ki, avam-ı nâs, siyasete karışmakla asayişi ihlâl etsinler. Türkçeyi yeni öğrenen köylü bir talebenin lisânına yakışacak lâfızlarla heyecanı teskin ettim. Ezcümle, Bayezit’te talebenin içtimaında ve Ayasofya mevlidinde ve Ferah tiyatrosundaki heyecana yetiştim. Bir derece heyecanı teskin ettim. Yoksa bir fırtına daha olacaktı.” 10

Görüldüğü üzere İkinci Meşrûtiyet’in ilân edildiği yıllarda Dersaadet’te heyecanlı ve tehlikeli içtimâlar ve hâdiseler oluyor; bu hadiselerin teskin edilmesinde Bediüzzaman büyük rol oynuyor. Tavsiye, ikaz ve ihtarlarıyla büyük kitlelerin sakinleşmesinde ve dağılmasında etkili vazifeler yapıyor. Ancak hadiseler yakın gelecekte vuku’ bulacak olan büyük bir musîbete doğru hızla ilerliyor.

Dipnotlar:

1- O günkü “Millî Savunma Bakanlığı”nı temsil eden kurum.

2- Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 114.

3- Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Saîd Nursî, s. 123.

4- Arşiv Belgeleri Işığında Bedîüzzaman Saîd Nursî ve İlmî Şahsiyeti–1, Osmanlı Araştırmaları Vakfı, İstanbul – 2013, s. 432.

5-Tanin Gazetesi, Sayı: 208, 28 Şubat 1909.

6- Keşfü’l-Hafâ, 1:462, hadis no: 1515.

7- Bu paragraf Osmanlıca teksir nüshadan alınmıştır.

8- Osmanlıca teksir nüshada “… diye umuma meydan okudum” ifadesi de bulunmaktadır.

9- Eski Said Dönemi Eserleri (Divan-ı Harb-i Örfi), s. 121.

10- Eski Said Dönemi Eserleri (Divan-ı Harb-i Örfi), s. 125.

Bediüzzaman ve Emanuel Karasso

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-67

Bediüzzaman, çocuk yaşlarından itibaren hep ilgi görmüş ve takip edilmiş bir insandır. Çocukluğunda anne-babası, akrabaları ve köylüleri; eğitim hayatında hocaları ve medrese talebeleri; gittiği illerde devlet erkânı ve valiler; İstanbul hayatında Padişah ve Mabeyn Paşaları, edib ve ilim adamları; ayrıca devlet idarecileri, komutanlar, savcılar, hâkimler, polis şefleri ve vekiller hep onu takip etmişler, bir vesile ile onunla iletişim kurmaya çalışmışlar. Çünkü Bediüzzaman sıradan bir âlim değil, asırlara damga vuran bir şahsiyettir. Bu ilgi ve alâkanın elbette hepsi Bediüzzaman’a dostluk için olmamış. Evet, Bediüzzaman’ın dostluğu için kendisi ile görüşmek isteyenler olduğu gibi; onun nüfuzundan istifade etmek veya kendi tarafına alarak etkisini zayıflatmak niyetinde olanlar da olmuştur. Bazıları ise Bediüzzaman’a adavetten dolayı onunla ilgilenmiş, hatta hayatına bile kastetmişlerdir. İşte Bediüzzaman böyle bir zattır. Hem dostları, hem de düşmanları çok olan bir insandır. Hatta o, kendisine düşman olanlara bile “Bu gelen üç madde, beni, onun dostluğundan vazgeçirdi” veya “ona dost olmadığımdır” 1 şeklindedir. Ancak o, bütün bu yaşananlar karşısında tavizsiz duruşunu bozmamış, dostları ile mürüvvetkerâne irtibatı devam ettirirken, düşmanlarının da oyunlarını üstün zekâsı ve ilmî mukabelesi ile müsbet hareket düsturuyla bozmuştur.

Bediüzzaman’ın şöhretini duyan Selânikli bir Yahudi mebusu ve “Macedonia Risorta” locasının üstad-ı âzamı olan Emanuel Karasso, böyle bir dehayı kendi maksadına âlet etmek için ona tesir yolları aramıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkımında büyük rol oynayanlar arasında bulunan İttihatçı Emanuel Karasso, sonrasında Bediüzzaman Said Nursî’yi kendi yanlarına çekmek için görüşme gerçekleştirmiş, ancak istediğini alamamıştır. Bediüzzaman’ın kabul ettiği bu talebi müteakip onunla görüşmeye gelen Karasso konuşmayı yarıda bırakarak heyecanla dışarıya fırlamış.

Hadisenin devamı Tarihçe-i Hayat’ta şöyle geçer:

“İstanbul Hahambaşısı Yahudi Karasso ile Bediüzzaman arasında Selânik’te cereyan eden bir konuşma sırasında, Karasso konuşmayı yarıda bırakarak dışarıya fırlamış ve arkadaşlarına, “Eğer yanında biraz daha kalsaydım, az kalsın beni de Müslüman edecekti” diyerek mağlûbiyetini hayret ve telâşla izhar etmiştir. Karasso ki, Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için sinsi ve tertipli bir şekilde çalışan gizli bir teşkilâta mensup olup, ortada fevkalâde bir rol oynuyordu. Karasso’nun Bediüzzaman’ı ziyaret etmekten maksadı, onu kendi fikrine çevirmek ve meş’um gayesine âlet etmek idi. Fakat heyhat!. 2

Bediüzzaman’ın Selânik’li Yahudi Karasso ile konuşmasının detayları şöyledir: İkinci Meşrûtiyet döneminde Selânikli Yahudi milletvekili ve Hahambaşı ve Macedonia Rissurt (Risorta) locasının üstad-ı a’zamı ve İttihad-Terakki Cem’iyeti’nin birçok adamlarının masonluğa girmelerine vesile olmuş olan Emanuel Karasso, Bediüzzaman’ın şöhretini ve halk üzerindeki acip tesir ve nüfuzunu duyduğu için; onun gibi büyük bir dâhiyi, görüşerek musahhar etmek ve kendi menhus emellerine alet ettirmek için, Bediüzzaman’la görüşme talebinde bulunur. Bediüzzaman bu isteği kabul ettiğini bildirir. Bunun üzerine dessas bir Yahudi masonu olan Karasso bu görüşme hazırlığını yapar. Bediüzzaman ile uzun bir görüşme hazırlığını yaparak buluşmaya gelmişken ve her çeşit çarelere, yollara başvurarak ona teshir edeceği ümidiyle bu görüşmeyi talep etmişken; Fakat çok az bir görüşme ve sohbetten sonra, pür-heyecan dışarı fırlayarak kaçar.

Onu bekleyen aynı zihniyet ve niyetteki arkadaşları, ona: “Ne oldu? Neden görüşmeyi bu kadar çabuk bitirdin?” diye soranlara, Yahudi Karasso: Pür-heyecan: “Aman sormayın, biraz daha kalsaydım, nerede ise beni Müslüman edecekti.” şeklinde mağlûbiyet ve perişaniyetini telâş içinde itiraf etmiştir. Bu hadise hakkında, Bediüzzaman’ın eski ve yeni kitap ve makalelerinde herhangi bir işaret, ifade kaydedilmemişse de; lâkin onun sağlığında yazılan tarihçelerinde, bu mevzuyu kendisi de görmüş, herhangi bir itiraz veya tashih cihetine gitmemiştir. O halde hadise doğrudur. Ancak bu görüşmenin Selânik’te mi, yoksa İstanbul’da mı olduğu hakkında kesin bir bilgi mevcut olmamakla birlikte, Büyük Tarihçe-i Hayat bu görüşmenin Selânik’te vaki olduğunu kaydeder. 3

Siyasetçi ve din adamı olan Karasso Selânikli bir Yahudidir, 1862 senesinde Selânik’te doğmuştur. İstanbul Hahambaşılığı ve Selânik mebusluğu yapmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selânik şubesine girmiştir. İkinci Meşrûtiyetin ilânından sonra iki dönem Selânik’ten mebus seçilerek Meclis-i Mebusan’da bulunmuştur. Emanuel Karasso Jön Türkler’in tanınmış üyelerindendir. Hukuk eğitimi aldıktan sonra Selânik’te avukatlık mesleğini devam ettiren Karasso, Selânik’teki Makedonya Risorta Masonik Locası’nı kurduktan sonra Osmanlı Devleti’nde masonik faaliyetlerin lideri olmuştur. Emanuel Karasso, Selânik’te avukatlık mesleğine devam ederken İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olmuş. Cemiyetin Müslüman olmayan ilk üyelerinden biridir. Cemiyet, 1908 senesinde II. Meşrûtiyet ve sonrasında Osmanlı Devleti’nin idaresinde söz sahibi olunca Emanuel Karasso da Selânik’ten Meclis-i Mebusan’a girdi. Karasso 1912’de Selânik’ten, Balkan Harbi’nde Selânik Yunanistan’a kaybedilince 1914 senesinde İstanbul’dan mebus seçildi. 1934 senesinde İtalya’nın Triesta şehrinde ölmüştür.

Dipnotlar:

1 -Emirdağ Lâhikası-I, 2013, s. 487-8.

2- Tarihçe-i Hayat, 2013, s. 95.

3- A. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, s. 275-276.

İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti ve Bediüzzaman

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (68)

İkinci Meşrûtiyetin ilân edilmesiyle birlikte, İstanbul merkezli olmak üzere ilmî, fikrî ve siyâsî nitelikte pek çok kulüp, cem’iyyet, fırka (parti) kuruldu. Bunların arasında en ziyade dikkat çekenlerden birisi de 6 Şubat 1909’da kurulan İttihâd–ı Muhammedî Cem’iyyeti’dir. Bu cem’iyyetin kurucu üyeleri arasında Bediüzzaman Hazretleri de yer almış, hatta Ayasofya Camii’ndeki “Mevlidli Açılış” programında uzun konuşmalarda bulunmuştur. Bediüzzaman, ayrıca bu Cem’iyyetin “yayın organı” mahiyetinde çıkan Volkan Gazetesi’nde yazılar yazmış, bu yazılarda ifade etmiş olduğu hakikatlere hayatı boyunca sahip çıkmış ve bunları savunmaktan da hiçbir zaman çekinmemiştir. Ölümün (idamın) kol gezdiği zamanlarda ve darağaçları önünde bile… Bediüzzaman, İttihâd–ı Muhammedî ile olan bağlantısı hakkındaki niyet ve maksadını, Divan-ı Harb Mahkemesi’nde, o devrin gaddarları önünde pervâsızca ifade ettiği gibi, ayrıca tarih önünde ve istikbâlde de muknî izahlarda bulunmuştur. Bu izahları, muhtelif risâlelerde görmek mümkündür. Tarihçe-i Hayat isimli eseri başta olmak üzere, Eski Said Dönemi Eserleri’nde, bilhassa Münâzarât, Divân-ı Harb-i Örfî ve Hutbe-i Şâmiye gibi Risâlelerinde, bu mesele defaatle târif ve izah edilmiş olup meydandadır.

İttihâd–ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin kuruluş aşaması

Süheyl Paşa, Mehmet Sadık, Ferik Rıza Paşa, Derviş Vahdetî ve arkadaşları 6 Şubat 1909 tarihinde İstanbul’da İttihâd-ı Muhammedî adı ile bir Cem‘iyyet kurdular. Bu Cem‘iyyet Volkan Gazetesi idarehanesinde faaliyete geçti. Bu Cem‘iyyetin kuruluşu Ayasofya’da okutturulan bir mevlidle ilân edildi. Bu mevlid dolayısıyla büyük merasimler yapıldı. Ayasofya Meydanı İstanbul’da o güne kadar görülmemiş bir kalabalıkla dalgalanıyordu. Cem’iyyetin kuruluş töreninde Said Nursî’de hazır bulunmuştu. 1

İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti’nin Kuruluşu: 6 Şubat 1909’dur. Volkan’ın 48. sayısında (26 Muharrem 1327, 4 Şubat 1324, 17 Şubat 1909) gazete başlığının altına, “İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti’nin mürevvic-i Efkârıdır” ibâresi eklenmiş. Yine bu nüshada İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti Nizamnâmesi’nin 10 maddesinin neşredildiğini görüyoruz. Birinci maddede, Cem‘iyyet’in, “1327 sene-i hicriyyesinde Dârül Hilâfe’de teşekkül ..” ettiği yazılı. 70. sayısındaki (19 Safer 1327, 26 Şubat 1324, 11 Mart 1909) “Tebşîr” başlıklı yazıda kuruluş târîhi dahâ kesinleşiyor: “…Sâye-i Nûr-i Nübüvvet’de ‘İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti’ bihakkın müessesdir. Ve târîh-i te’sîsi de 327 senesi, Muharremü’l-harâm’ının 15. ve 324 Kânûnisânî’sinin 24. Cum’aertesi gününden [6 Şubat 1909] i‘tibâr olunmuştur…” 2

Bediüzzaman İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti’nin Üye Listesinde “İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti Dersaâdet Merkezî Meclis İdâre A’zâları: 8. sırada Bedîüzzamân Saîd Kürdî İbn-i Mirzâ” 3 şeklinde yer almıştır. “İşte bu Said Nursî “Osmanlı Devleti’nin hürriyet başında kànun-u esasîyi ilânı zamanında İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’ni teşkil etmiş. Bir makalesiyle Adapazarı ve İzmit taraflarında elli bin adam birden İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’ne intisâb etmiş.” 4

O günleri gören ve yaşayanlar Bediüzzaman’ın Cem‘iyyetin kuruluşu için Ayasofya’da okutturulan mevlide katıldığını ve yaptığı konuşmaları şöyle anlatıyorlar: “Saat 10 sıralarında önlerinde medrese talebeleri olduğu halde, Bediüzzaman Hazretleri geldiler. Kendilerini dış kapıda karşıladık. Medrese talebelerinin başlarındaki sarıklar nur gibi beyaz, çiçek gibi ruha rahatlık veriyordu. Hele bunlardaki dini terbiye kendilerine başka bir güzellik bahşediyordu. Bediüzzaman, İslâm dünyasının harikası, o meşhur tavrı ile daima belinde taşıdığı hançeriyle inanmış olarak kürsüye çıktı. Ve bir nutuk söyledi. Bu nutkunda Bediüzzaman şöyle diyordu. “Kabr-i kalbten hakaik çıplak çıktı. Namahrem olanlar nazar etmesin.” diye konuşmasına başladı ve iki saat ayakta hitap etti. Devrin siyasî, içtimâî, dinî bütün konularına temas etti. O gün mevlidde bulunan Hafız Ali Rıza Sağman ‘Mevlid Nasıl Okunur ve Mevlithanlar’ isimli eserinde “Bediüzzaman’ın kürsüde ayakta irad eylediği mev’ize şaheserdi” demektedir. Bediüzzaman bu hitabesinde mebuslara: “Meşrûtiyeti, meşrûiyet ünvânı ile telâkki ve telkin ediniz. Ta yeni ve gizli ve dinsiz bir İstibdat, pis eliyle o mübareki garazlarına siper etmekle lekelenmesin. Hürriyeti, şeriatın adabı ile kayıt altına alınız. Zira cahil insanlar ve halk kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa sefih ve itaatsiz olur. Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun. Ta ki namaz sahih ola.” 5 diyordu. Bediüzzaman uzun konuşmasını yaparken, cami de Mabeyn-i Hümayun (Padişahın özel servisi) kâtibi Süleyman Tevfik Bey’le, II. Meşrûtiyet öncesi ve sonrasının tanınmış gazetecilerinden ve fikir adamlarından Ali Kemal de vardı. Bediüzzaman “Şeriata aykırı hareketler olduğunu söyleyenler bunları ilân etmelidirler.” deyince Ali Kemal yanındaki Süleyman Tevfik Bey’e yavaşça: “Bediüzzaman màkul konuşuyor, havadan konuşmuyor. Kuzum Beyefendi, bu şeriata aykırı olanlar nedir, zat-ı âlinizin medrese ilimleri ile de münasebetiniz vardır. Bana bunları lütfen izah eder misiniz diyor.” 6

Dipnotlar:

1- Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Necmeddin Şahiner, 1974, s. 90.

2- Kuruluş târîhi olarak, Cem’iyyet Nizamnâmesi ve Kurucular Listesinin yayınlandığı 16 Mart 1909’u, Ayasofya Mevlidinin yapıldığı 3 Nîsan 1909’u, yâ da 5 Nîsan 1909’u alanlar da var.

3- Arşiv Belgeleri Işığında Bedîüzzaman Saîd Nursî ve İlmî Şahsiyeti, Cilt: 1, s. 541-42.

4- Muhtelif Lâhikalar, Emirdağ Lâhikası-1 Mektupları [İsa Abdülkadir’in mektubu].

5- Eski Said Dönemi Eserleri (Divan-ı Harb-i Örfî), 2013, s. 123.

6- Bilinmeyen Tarihimiz, s. 96.

a bizzat şahit olması demektir. Meselâ: Mi’rac olayı aynı zamanda bunu ifade eder. Çünkü kader kaleminin cızırtılarına kadar iman hakikatlerini hem aynel yakin görerek hemde hakkal yakin yaşayarak mülâki olmuştur.

Bediüzzaman’ın Ayasofya Mevlidi’nde nutuk îrâdı

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-69

Bedîüzzamân Hazretleri, İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti tarafından 12 Rebîul-evvel 1327 / 21 Mart 1325 [Milâdî 3 Nîsan 1909] günü Ayasofya’da okutulan Mevlid’de dâvet üzerine bir nutuk îrâd etmiştir. “Otuz bir Mart hâdisesinden bir-iki ay evvel Molla Said’in Ayasofya’daki dersinde otuz-kırk bin adam toplandı, dinlediler.” 1

Bediüzzaman Hazretleri, bu mevlidde yaptığı konuşma ile ilgili, Divan-ı Harb-i Örfi müdafaanamesinin dördüncü cinayetinde şöyle demektedir: “Avrupa bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriâtı -haşa ve kella- istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben dağdar idim. Onların zannını tekzib etmek için, Meşrûtiyeti herkesden ziyade şeriat namına alkışladım. Lâkin yine korktum ki: Başka bir istibdat tekrar o zannı tasdik etsin. Ne kadar kuvvetim varsa, Ayasofya Câmii’nde meb’usana hitaben feryad ettim ve söyledim ki; Meşrûtiyeti, meşrûiyyet ünvanı ile telâkkî ve telkin ediniz. Ta ki yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdad, pis eliyle o mübareği ağrazına siper etmekle lekedâr etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatla takyid ediniz. Zira câhil avam kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur…ilh” 2

O zamanki gazetelerden Volkan gazetesinin Cumartesi günkü nüshasında “Lutfî” isimli bir zatın yazısında, mevlid hakkında aynı şu ifadeler vardır: “Ayasofya Mevlidi, 3 Nisan 1909, alaturka saat 4,5 ta, Camii şerif dolmaya başlamakla başladı. Öğle namazı kılındı. Namazdan sonra mevlid okundu. Mevlidden evvel, İttihâd-ı Muhammedî Cem’yyiyeti azasından Bediüzzaman Said-i Kürdî, temenniyat-ı mahsusamızla kürsi-i hitabete çıkarak bir nutki-i manidâr irâd buyurdular.” Aynı gazete, 5 Nisan 1909 günkü nüshasında ise, Ayasofya Mevlidi ile alâkâdar Derviş Vahdetî’nin yazısında şöyle der: “Saat 3’ten (alaturka saat) itibaren, efradımızla bilcümle medüvvîn (dâvetliler) ve ahali-i İslâmiye ellerinde Cem’iyyetimizin(İttihad-ı Muhammedî) bayrağı olduğu halde, fevc-fevc gelmeye ve cami-i şerife dolmaya başlamışlardı. “Saat dört raddelerinde Talebe-i Ulûm Cem‘iyyeti’nin önünde Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî Hazretleri olduğu hâlde, dış kapıda her gelene muntazır olduğumuz gibi müşârünileyhimi de bulunduğumuz noktada istikbâl etmiş idik. Hazret-i Kürdî, bizi görünce dayanamadı. Gûyâ ki, âşık mâşûka kavuşur gibi birbirimize sarıldık ve el ele vererek artık câmi-i şerîfe gitmiş idik. Talebe-i ulûmun başlarındaki sarıklar, nur gibi beyaz, çiçek gibi ruh-efzâ, hele bunlardaki terbiyye-i dîniyye, kendilerine başka bir güzellik bahş ediyordu. Bizim Hazret, ya‘nî Bedî-i Âlem-i İslâmiyyet, o Kürd elbisesiyle, o Kürd tavr-ı kahramânânesiyle, dâimâ taşıdığı belindeki hançeriyle kürsî-i hitâbete çıkması kendisinden ricâ olunduğundan kemâl-i salâbetle kürsüye çıkarak ve kâim olarak bir nutk-ı belîğ îrad buyurmuşlardı. Nutku zabt edemedik, fakat gelecek nüshalarımızın birinde müşârünileyhden tamâmını alıp neşredeceğimizi ümid ederiz. Derviş Vahdetî” 3

İşte, bu ifadelere göre mevlid tarihi kesin olarak belli ise de, ama bu mevlid ittihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin kurulduğu günde değil, İstanbul-Merkez binasının açılışı münasebetiyle yapıldığı kat’idir. Nitekim, Volkan Gazetesi 11 Mart 1909 tarihli nüshasında, İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin o günde kurulduğunu yazdı. Ayasofya Mevlidi, Hicri 1327 Rebi’ül-evvel ayının on ikinci gününe tevafuk ediyordu.

Bediüzzaman’ın Ayasofya’daki hitabesi elbette ki bu bir iki cümleden ibaret değildir. Fakat hitabesinin özeti ve mevzuunun hülâsası budur. Ayasofya’da yapılan bu büyük içtima’, elli bin kişiden fazla imiş. (Ayasofya’da kırk bin 4 adama nutkunu dinlettiren.” 5) Bediüzzaman Hazretleri bu elli bin kişilik cemâata, hem de çeşitli ve muhtelif fikir sahiplerinden ve mütecessis niyetler taşıyan bir sürü insandan müteşekkil bir kalabalığa hitap etti. Herkes pür-dikkat ve huzur ile Üstadı dinliyordu. Çok açık ve sarih olarak, pervasız ve endişesiz bir şekilde nutkunu okuyordu. Bazı rivayetlere göre, Bediüzzaman’ın arkadaşlarından bir zat, Cami’ giriş kapısına yakın bir yerde oturmuşken, onun pervasız ve celâdetli nutkunun bazı cümlelerinden dehşet almış. Tam o sırada, Bediüzzaman nutkunun burasında “Kabr-i kalbten hakaik çıplak çıkıyor, nâmahrem olanlar nazar etmesin” 6 şeklinde serd-i kelâm etmiştir. Bu ifade, dinleyiciler arasında hafiyecilik yapanlara bir cevap olduğu gibi, sözlerinin şiddet ve celâdetinden dehşet alanlara da, bir çeşit cevap teşkil ediyordu. O cümlenin manası: Kalbin derinliklerinden gerçekler kefensiz bir şekilde, olduğu gibi çıkmaktadırlar. Edebiyat veya kelâm rüşveti gibi perdelere sarılmadan mücerred hakikatler çıplak olarak zuhur ediyor. Bu hakikatleri hazm edemeyenler veya korku ve telâş içinde dinleyenler dinlemesinler. 7

Bediüzzaman, 1935’de Eskişehir mahkemesine karşı yaptığı müdafaasında, kendisinin bilmecburiye yâd ettiği hizmet-i diniye ve milliyelerinin bazıları arasında, o Ayasofya’daki tarihî günü ve nutkunu da böylece yâda getirmektedir. Bediüzzaman’ın o muhteşem mevlid’te, muazzam cemâate karşı irad ettiği nutkunun, yahud da mev’izesinin tam metni hakkında maalesef bir bilgi yoktur. İki saatlik bir konuşmanın ve elli bin kişilik çeşitli fikir ve ideoloji taşıyan kimselere hitaben irad edilen bir nutkun elbette o nispette çok muazzam hakikatleri ihtiva etmiş olması lâzımdır. 8

Ayasofya Mevlidi’ni bizzat idrak etmiş meşhur Mevlidhan Hafız Ali Rıza Sağman da şöyle bir hatırasını kaydetmektedir: “1909’da Ayasofya Camii şerifinde okunan bir mevlidde Musullu meşhur Hafız Osman’ın okuduğu Mevlid ile Bediüzzaman’ın kürsüde, ayakta irad ettiği mev’ize şaheser idi.” 9

Volkan Gazetesi 5 Nisan 1909, Sayı: 95, Pazartesi tarih ve numaralı nüshasında, Üstadın öğleden evvele husûsî necatlarla kürsîye çıktığını ve bir nutk-u beliğ îrad buyurduklarını kaydeder. Aynı gazete o hengâmede nutkunu zapt edemediklerini, ama bilâhare kendisinden nutkun bir suretini alıp ileride neşredeceklerini yazmış, Lâkin Volkan’ın sonraki sayılarında bu nutuk neşredilmemiştir. Volkanın aynı sayısında mevlid-i şerifi okuyan Musullu meşhur Hafız Osman El-Mevlevî olduğunu da kaydeder.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası-1 Mektupları (G.M.)

2- Asar-ı Bediiye, s. 305.

3- Volkan-5 Nîsan 1909 [14 Rebîul-evvel 1327] [23 Mart 1325] Tarihli haber: Kaynak: https://www.risaletalimhaber.com arşivi

4- Ayasofya Cemaatinin adedi hakkında, bazı risalelerde ellibin, bazılarda da kırkbin olarak verilmektedir.

5- Osmanlıca Lem’alar, s. 850.

6- Eski Said Dönemi Eserleri (Divan-ı Harb-i Örfi), s. 118.

7- Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt-I, s. 255.

8- Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt-I, s. 257.

9- Mevlid Nasıl Okunur ve Mevlidhanlar, s. 5.

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.