Tahşiyeciler Kimdir?

 

Yeni Asya EuroNur Video Ekibi olarak, hafta sonu İzmir Yeni Asya Kültür Merkezi’ nde İçtima-i ve Siyasi Hayata Dair düzenlenen derse katıldık.Bu haftaki konular :
* İlk ders olarak Hizmet Rehberi isimli eserden ders yapıldı.
* Risale-i Nur Külliyatı’ na uygulanan bandrol yasağındaki son durum
* Son zamanlarda basında tartışılan Tahşiye adıyla gündeme gelen ve Nurculuk kökeninden geldiği iddia edilen kavram kargaşasının yanlışlığı
* Siyasal İslam’ ın dünü bugünü ve demokrasiye verdiği zararlara ilişkin sorulara yer verildi.

BENZER KONUDA VİDEOLAR:

3 Yorum

  1. Sayın Hasan Şen, Tahşiyecilerin ağzından “Birinci ve küçük mehdi Hz.Üstad, İkinci ve daha büyük mehdi Muhammed Doğan ve üçüncü ve daha büyük mehdi ise Hüsame Bin Ladin’dir” diyor. Merak ettim onlar hakkındaki bu iddiasını doğrulayacak bir belgesi veya delili var mı? Yoksa afaki bir malumat olarak sadırdan mı söylüyor? Açıklarsa sevinirim.

    • Bunlara göre iman mehdisi Bediüzzaman, Şeriat mehdisi Mehdi-yi azam, üçüncüsü ise siyaset mehdisi idi… Mehdi-yi azamın kendi etraflarında olduğunu iddia ediyorlardı fakat daha o zaman “siyaset mehdisini” tespit etmemişlerdi. Bugünlerde bir siyasiye işaret ederek onu “siyaset mehdisi” olarak görüyor olabilirler…
      Daha fazlasını oku: Tahşiyeciler hakkında bilmedikleriniz olabilir… –
      Tahşiyeciler nedir diye merak ediyorsanız sabırla sonuna kadar okuyunuz…
      Tanıdığım ve çok sevdiğim bir isim, 1974’te Bediüzzaman Said Nursi’nin önemli talebelerinden Hulusi (Yahyagil) abiyi ziyaret ettiğinde Aczimendi Müslüm (Müslüm Gündüz) ile Muşlu hocanın (Mehmet Doğan) ikisi de oradaydı.
      O zaman ikisi de genç sakallı birer adamdı. Sakalı olmayanlara da hoş gözle bakmazlardı. Yanlarına da yaklaştırmazlardı. Bu ikisi Hulusi abiye sokulmaktalardı. Onu severlerdi zira o da sakallıydı. Fakat Hulusi ağabey (her ne kadar Emekli Albay da olsa) çok yumuşak ve naif bir adamdı. Onlar sokuldukça bu ikisini itiyordu. Bunlar ise şirretlik yaparak her zaman yanında yamacında bulunmaya çalışıyorlardı. Bu ikisi hacivat ve karagöz gibiydi.
      Üstad Bediüzzaman’ın “Birinci talebem” dediği Hulusi Ağabey’e kullanılan bu methedici ifadeye yapışarak kendilerince bir daire teşkil ettiler. Hulusi Ağabey’in 1986’da vefatıyla beraber bu ikisi de onun yerine göz dikti.
      Dedik ya Hulusi Ağabey yapı itibariyle yumuşak bir insandı bu sebeple kendisine yamanmaya çalışan bu iki kişiyi yeterince kendinden uzakta tutamadı. Meğerse bu ikisi kendilerini onun yerine hazırlıyormuş.
      Onun vefatından sonra Aczimendi Müslüm biraz daha aktif davranarak hemen bir dergah açtı ve bunun adına “Aczimendi Dergahı” dedi. Bu dediğimiz 80’li yılların sonlarındaydı ve Müslüm Gündüz popüler hale gelip medyatik oldu.
      Halbuki bu Nur hareketiyle çok alakasız bir hareketti. O dönem en önemli Nurcu yayın olan Yeni Asya’da açık bir şekilde Aczimendi hareketinin “Nurculukla” alakası olmadığı yazıldı. Bunun üzerine Müslüm Gündüz, Yeni Asya imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular’ı ziyaret ederek, “Neden böyle yazıyorsunuz? Niye önümüzü kesiyorsunuz?” dedi. Kutlular da, “Sen kendi halinde kalsan bizim bir lafımız olmazdı. Fakat ortaya çıkıp medyanın huzurunda ‘Nurculuk böyledir, Bediüzzaman şöyledir’ dediğin, Aczimendilik tarikatından bahsedip Risale-i Nur hareketini de tarikata benzettiğin için yazmaya mecbur kaldık” diye mukabele etti. Fakat Müslüm, bu minvalde devam ederek 28 Şubat’a gidilen süreçte menfi bir rol oynadı.
      En sonda aleni bir tokat yiyerek balonu söndü. Bu sıralarda Mehmet Doğan gölgede kalmıştı. Fakat o da kendince çalışıyordu. Müslüm Gündüz tokat yeyince, Mehmet Doğan ise birden parladı.
      O dönem Yeni Asya’dan ayrılan Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik, Bünyamin Ateş gibi daha başka isimlerin de bu kişiyle bir arada olmasıyla kendi halindeki Mehmet Doğan daha önde görünür bir konuma yükseldi. Bu kimseler Mehmet Doğan’ın etrafında bir halka oluşturarak sürekli bir şekilde “Mehdilik” konusunu işlemeye başladılar.
      Bunların tezlerine göre 3 mehdi vardır. Bediüzzaman İman Mehdisi’ydi… Fakat ahir zamanın mehdi-yi azamı Şeriat mehdisidir o da elân hayattadır.
      Muhtemelen Muşlu Mehmet Doğan Hoca’yı kastediyorlardı. Usame Bin Ladin’in de o mehdi-yi azamın “ordu komutanı” olacağını söylediler. Mustafa Kaplan o dönemin Vakit Gazetesi’ndeki köşe yazılarında bu ifadeleri açık açık yazmıştır. Arşivlerde durmaktadır. Vakit gazetesi çok radikal bir çizgide olmasına rağmen Mustafa Kaplan’ın bu tezlerini “çok radikal bularak” yazılarına son verdi ve yollarını ayırdılar.
      Hatta o dönem Vakit’ten yetkililer Nurculara soruyorlardı, “Sahiden Risale-i Nur’a göre mehdi meselesi bunların söylediği gibi midir?” diye. Sağlam Nurcular da böyle bir şeyin asla söylenemeyeceğini Risale-i Nur’dan böyle radikal bir yorum çıkarılamayacağını anlattılar.
      Bediüzzaman’ın “müsbet hareket metoduyla”, “karınca bile incitmeden”, “kimsenin burnunu kanatmadan” yürüyen bir hareket olduğu ortadaydı…
      Oysa Mehmet Doğan’ın etrafındaki yapılanma Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül 2001 yılında yapılan İkiz Kule saldırısını alkışlayarak karşıladı.
      “Usame Bin Ladin o keferenin ciğerine kılıç sapladı” diyorlardı. 2003 yılında, “Usame, daha büyük darbeyi de vurmaya hazırlanıyor… 8 sene sonra 2011’de Usame Bin Ladin Afganistan’dan Filistin’e gelecek, Kudüs’te, İslam sancağını dikip, şeriat devleti kuracak, eline de Hz. Mehdi’nin kılıcını alıp önüne geleni pırasa gibi doğrayacak” diye de kehanette bulunuyorlardı.
      Daha sonraları Tahşiyeciler diye adlandırılacak olan bu grup böyle saçma safsatalarla insanları beklenti içine sokarak etraflarında toplamaktaydılar. Halbuki 2011 geçti, 2012 geçti neredeyse 2015 yılına geldik ama ne Mehdi-yi azam çıktı ne de Usame kaldı piyasada… Fakat bu isimler yıllarca bu tür aldatmacalarla hem kendileri aldandılar hem de insanları aldattılar.
      Peki Tahşiye ismi nereden çıktı?
      Bunlar aslında önce BMB diye bir yayın evi kurdular. Burhan-Mustafa-Bünyamin’in ilk harflerini temsil ediyordu. Sonra Risale-i Nurları haşiyelendirme yani Risale-i Nurlara şerh düşme ve açıklama yapma işini derinleştirince bu manada, “Tahşiye Yayınevi” isminde bir yayınevi kuruldu.
      Bu kimseler Risale-i Nur’u en doğru kendilerinin izah ettiklerini zannediyorlardı. Ancak bunlar öyle radikal idiler ki, Risale-i Nur hareketinin en önemli isimlerinden Zübeyir Gündüzalp’i bile “yırtıcı kuş” diye kötüleyerek aleyhinde propaganda yapıyorlardı.
      Halbuki Zübeyir Gündüzalp en istikametli Nur talebelerinden biriydi. Bunlar Bediüzzaman Said Nursi’yi de “Hıristiyanlar” ile ilgili olan bahisler ve siyaseten “Demokrat” çizgiyle olan münasebeti sebebiyle eleştirme cihetine gittiler. Zımnen tenkit ediyorlardı. Fethullah Gülen Hoca’yı da daha sonra bu noktadan eleştirmişlerdir.
      Bunlar Tahşiye yayınlarında neşrettikleri her çalışmanın başında “3 mehdi var” meselesini işlediler. Bütün sermayeleri bu konuydu. Tıpkı her fırsatta Mehdi meselesine sarılan Adnan Oktar (Adnan Hoca) gibi, bunlar da sürekli mehdi bahislerine başvuruyor ve aslında kendi tanıdıkları bir mehdiye işaret etmeye çalışıyorlardı.
      Bunlara göre iman mehdisi Bediüzzaman, Şeriat mehdisi Mehdi-yi azam, üçüncüsü ise siyaset mehdisi idi… Mehdi-yi azamın kendi etraflarında olduğunu iddia ediyorlardı fakat daha o zaman “siyaset mehdisini” tespit etmemişlerdi. Bugünlerde bir siyasiye işaret ederek onu “siyaset mehdisi” olarak görüyor olabilirler…
      Halbuki mehdilik muğlak bir meseleydi. Fakat asıl tehlikeli olan bu tarz ifadelerle “El Kaide ve Usame Bin Ladin” lehinde de propagandalar yapıldı.
      Bu grubun bomba ve silahlar gibi “eylemsel” işlere dahil olduklarına dair bir ihtimal meselenin muhatapları tarafından pek mümkün görünmüyor.
      Fikren radikal oldukları kesin olsa da eylemsel olarak radikalizme başvurduklarına yönelik iddialar ispata muhtaç.
      Bu tür bomba-silah iddiaları düzmece de olabilir. Fakat bunu kimin yaptığı da meçhuldür. İstihbarat da yapmış olabilir, emniyet de yapmış olabilir.
      Şu da var ki, fikren “El kaide” çizgisini destekleyen bir yapılanmanın gerek istihbarat gerekse emniyet tarafından takip edilmesi, haklarında bilgi toplanması hatta bir soruşturma yapılması bizce doğaldır. Olması da gereklidir. Fakat bu isnadlar ispat edilmeden düzmece delillerle mağdur edilenler olmuşsa da bunlara hakları iade edilmeli ve bu tuzağı kuranlar da elbette mucibince cezalandırılmalıdır. Bu başka mesele…
      Bir de işin şöyle bir yönü var…
      Derin odakların Risale-i Nur’u bir şekilde radikalizmle ve terörizmle bir arada gösterme gayretleri aslında yeni değil. 1952’de bunun bir benzeri Hüseyin Üzmez ile denenmişti. Bediüzzaman buna “Malatya hadisesi” diyerek işaret etmiş. O dönem de Risale-i Nur konusunda kafaları bulandırmak istediler.
      28 Şubat’ta nasıl ki tarikatlara sızılarak tarikatlar toplum nezdinden itibarsızlaştırıldıysa, aynı taktik Risale-i Nur hareketi için de planlanmış ve uygulanmaya konulmuştur. (Kaderin cilvesine bakın ki 1952 Malatya Hadisesi’nde Ahmet Emin Yalman’ı vurarak infialde baş rol oynayan Hüseyin Üzmez 28 Şubat’ta da ortaya çıkacak ve Aczimendi Müslüm Gündüz onun evinde Fadime Şahin ile basılacaktı…)
      Hasılı kelam şu anda çıkıp ekranlarda boy gösterenler ve bir cemaate yüklenmek bahanesiyle radikalizmi savunanlar Nur camiasının bu şekilde itibarsızlaştırılmasına ve toplum nezdinde bitirilmesine hizmet etmektedir, buna alet olmaktadır.
      Nur camiasını ya da daha da genişletecek olursak Gülen hareketini de terörle irtibatlı ve iltisaklı gösterme çabaları bizce beyhudedir…
      Fakat bu geniş camiayı ve cadde-i kübrayı yıpratmanın ve siyasete dahil ederek alet etmenin ve belki bu yolla bitirmenin çok sinsice ve haince bir metodudur. Buna alet olanlar da neticeleri bakımından büyük mesuliyet taşımaktadır…
      İşte Tahşiyeciler hakkında bilinmesi gereken bazı şeyler özetle böyle…
      Meseleye bu yönlerini bilerek bakmakta fayda var diye yazmış olduk…
      Umut YAVUZ / ROTAHABER
      Email: umut.yavuz@rotahaber.com
      Twitter: @umutyavuz
      http://haberler.rotahaber.com/tahsiyeciler_hakkinda_bilmedikleriniz_olabilir_506567.html

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.