Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan tespitler – 27

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan tespitler – 27

Sunuculuğunu Sertaç Lüser’in yaptığı Bediüzzaman Said Nursi’nin Hayatından Tespitler köşesinde bu hafta Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç, Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul Hayatına değinmeye devam ediyor. EuroNur.tv ekranlarından izleyebilirsiniz.

Yeni Asya Gazetesi Eğitimci Araştırmacı Yazar Abdülbaki Çimiç; Bediüzzaman’ın hayatından tespitler serisinin yirmi yedinci bölümünde bu hafta;

  • 31 Mart ve Bediüzzaman (9-10-11. Günler)
  • Mahmut Şevket Paşa’nın telgrafına cevap
  • Volkan Gazetesi çıkmıyor, Vahdeti firar ediyor, Hareket Ordusu’na katılım artıyor
  • 11. Gün
  • Gazetelerin Hareket Ordusu’ndan yana tavrı
  • Hareket Ordusu’na İstanbul’a girme emri veriliyor
  • Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişi
  • 31 Mart ve Bediüzzaman (12-13-14-15. günler)
  • On İkinci Gün
  • On Üçüncü Gün
  • Yönetim fiilî olarak Hareket Ordusu’na geçiyor, sokağa çıkma yasağı ilân ediliyor
  • On Dördüncü Gün
  • Yurt dışına çıkışlar başlıyor ve dış ülkelerin tavrı
  • On Beşinci Gün
  • Abdülhamid tahttan indiriliyor
  • Afyon Hapsinden 31 Mart ile ilgili yazılan mektup
  • Hapisten Yazılan Mektup
  • Sebilürreşad, Bediüzzaman’ın yazdırdığı mektubu haber yapıyor

31 Mart ve Bediüzzaman (9-10-11. Günler)

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (90)

Dokuzuncu Gün

8 Nisan 1325/21 Nisan 1909 Çarşamba):

Mahmut Şevket Paşa’nın telgrafına cevap

Risale-i Nur Enstitüsü’nün yapmış olduğu çalışmadan istifade ederek devam edelim. 31 Mart’ın dokuzuncu gününde “Hareket Ordusu çoğalarak İstanbul’a yaklaşıyordu. Rami ve Davutpaşa kışlalarının askerleri de Hareket Ordusu’na katıldı. O gün kabine Nazım Paşa ve Genel Kurmay Başkanı İzzet Paşa ile birlikte Mahmut Şevket Paşa’nın bir gün önceki telgraflarına kesin cevabını hazırladı. Bunda Paşa’nın istekleri kabul ediliyor. Fakat İstanbul’daki asker tamamıyla elde olmadığı için bunlarla uygulamaya geçilemeyeceği bildiriliyordu. Zira gelen askerden ürken bazı kimselerin kışkırtması ve sevki ile ayaklanma yeniden patlak verelebilirdi. Onun için sırayla, 1) Gelen askerin İstanbul’a yaklaştırılması, 2) İstanbul askerinden müfrezeleler gönderilerek gelenlerle barıştırılmaları, 3) Gelen askerden lüzumu kadarının İstanbul’a alınması teklif ediliyordu. Bundan sonra da Paşa’nın şartları yerine getirilebilirdi. İlk tedbirlerin nasıl alınacağının kararlaştırılması içinde, Hassa ve Hareket Orduları kumandanlarının, aralarında yapılacak haberleşme sonucunda “tayin olunacak mevkide buluşmaları” öne sürülüyordu. 1 Kabine İstanbul askerine yemin ettirmenin yararlı olacağını düşünüyordu. Mahmut Şevket Paşa, o gün Selânik’ten yola çıktı. Fakat daha yolun beşte birini katetmeden, Serez’den Babıaliye bir telgraf çekti. Bu telgrafta, İstanbul’daki ihtiyat askerinin terhis edilmesi gerektiğini istiyordu. Böylece çatışma yapacak asker kalmayacaktı.” 2 Serbestî Gazetesi, “Hükümet ne duruyor?” başlıklı yazıda hükümetin “Gelen bu kahraman fedailerin karşısında hükümet nasıl bir vaziyet aldığını ne için bir beyanname ile ilân etmiyor?” şeklinde soruyordu. 3

Volkan Gazetesi çıkmıyor, Vahdetî firar ediyor, Hareket Ordusu’na katılım artıyor

Onuncu Gün (9 Nisan 1325/22 Nisan 1909 Perşembe): 31 Martın onuncu günü olan 9 Nisan’da Volkan Gazetesi çıkmaz ve Derviş Vahdetî ortadan kaybolur. Gazetelerde Vahdetî’nin ne kadar kötü bir insan olduğu anlatılmaya başlanmıştır. O gün Ethem, Nazım, İzzet Paşalarla 1. ve 2. fırka kumandanları kışlalara giderek Hareket Ordusu’yla bir çatışma olmaması için zemin hazırlamaya çalışırlar. Hareket Ordusu gittikçe büyüyordu. İzmir’den yola çıkan bazı birliklerin Eskişehir’de beklediği haberi alınmıştı. Bir subaya göre ordunun sayısı 25.000 muvazzaf, 15.000 gönüllü idi. Gönüllülerin içinde güya birçok Arnavut milyonerler vardı. Ve bunlar da er olarak çalışmayı kabul etmişlerdi. 4 Basının Abdülhamid’e tavrı ve “İrticaiyyun” listesi Basında Abdülhamid aleyhtarlığı artmaya başlamıştı. Yeni çıkmaya başlayan Hürriyet gazetesi, 9. gün çıkarak kapatılan Hilal gibi Abdülhamid’i zalim ilân ediyor; tahttan inmezse indirileceği yazıyordu. Öte yandan Hüseyin Hüsnü Paşa’nın elinde 543 kişilik “İrticaiyyun” listesi vardı. İçlerinde saray memurlarından on bir kişi, musahip Nadir Ağa, eski Hassa Hazinesi müsteşarı Halis Efendi (bu ikisi askere ve hocalara para dağıtmışlardı) dört gazete sahibi, on yedi yazar vardı. Bunlar adi mahkemelerde yargılanacaklardı. İkdam bu listeyi basmakla birlikte, La Turquie’nin bu bilgileri nereden elde ettiğine şaşıyordu. 5

Meclis saat 16’ya kadar süren gizli toplantı sonunda bir bildiri hazırladı. Buna göre, 31 Mart’taki “hadise-i müellime-i istibdadiye” ile Meşrûtiyet’e bir “darbe” vurulmuştu. Baş gösteren istibdadın kökünden kaldırılması, Meşrûtiyet ve asayişin sağlanması ve olaya sebep olanların şeriat ve kanunlar çerçevesinde cezalandırılmaları konusunda Hareket Ordusu’nun yayımladığı bildiriyi Meclis destekliyor ve milletin isteklerine uygun buluyordu. Bundan ötürü de ordunun yapacaklarına karşı çıkmak, sorumluluk ve ceza konusu olacaktı.

Böylece Hareket Ordusu’nun şimdiye kadarki ve bundan sonraki davranışları meşrûiyet kazanmış oluyordu. Hareket Ordusu meşrû yönetimi hiçe sayan uygulamaları bu olayla ortadan kaldırılıyor, askerlere meclisin verdiği sivil destek, onları görünürde “meşrû” hale getiriyordu.

On Birinci Gün

(10 Nisan 1325/23 Nisan 1909 Cuma)

Gazetelerin Hareket Ordusu’ndan yana tavrı

31 Mart’ın on birinci gününde İkdam Gazetesi, Hareket Ordusu’ndan yana görünüyordu. Abdülhamid’in 33 yıllık istibdadından söz ediyordu. Serbestî’nin bugünkü tavrı ihtilâldeki süreç değişimini çok iyi gösteriyordu. Hareket Ordusu’na şöyle hitap ediyordu: “Ey pençe-i tiz istibdattan halas eden ordu, Ey İstanbul’u daire-i mader-i muhasara edip hürriyetperveranı memnun ve müstebitleri dilhun eden gazanferler, artık hışm-ı intizar-ı millet size teveccüh etmiş şu bahid ikbali mübeşşir toplarınızın sadâlarını işitmek istiyoruz.” 6 diyordu. O gün selâmlık resmi yapıldı. Altı bine yakın asker hazır bulundu. Ama başlarında ancak beş on subayın bulunması Padişahın dikkatini çekti. Durumu Harbiye Nazırına sorunca o, bunun tabi olduğunu söyledi. 7

Hareket Ordusu’na İstanbul’a girme emri veriliyor

O gece Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu’na İstanbul’a yaklaşma ve girme buyruğu verdi. Saat 17’de Hareket Ordusu öncüleri Maslak ve Kâğıthane taraflarında görülmüş olduklarından, Abdülhamid başkâtibi Ali Cevat’ı evinden çağırttı. Daha önce saraya gelmiş bulunan Sadrazam, Harbiye Nazırı ve sarayı koruyan 2. fırkanın kumandanı Ferik Memduh Paşa, ters bir olayın çıkmaması için Hassa Kumandanı Nazım Paşa’yı Ayastefanos’tan çağırmaya karar verdiler. Harbiye nazırı telgraf çektiyse de ses seda çıkmadı. Sayıları dört bini bulan ve Yıldız etrafındaki kışlalarda barınan ikinci fırka askerleri, Hareket Ordusu’nun haberini alınca telâşa kapılıp cephane istemeye başladılar. Subayların durumu haber vermesi üzerine, kendilerine zinhar cephane verilmemesi buyuruldu. Ama gece saat bir ve iki sıralarında bazı askerler başkâtibin Sadrazam ve Harbiye Nazırı ile oturduğu odaya gelerek “Askeri vuracaklar, bizim ne günahımız vardır? Cephane isteriz. Karı gibi ölmek istemeyiz. Onlar asker ise biz de askeriz.” 8 dediler. Nitekim cephanelik kapıları kırılarak cephane alınmaya başlanınca Padişah binek taşına çıkarak: “Asker zinhar kurşun atmasın. Eğer kurşun atacaklarsa, ilk önce beni vursunlar, sonra kurşun atmaya başlasınlar.” 9 dedi. Fırka kumandanı yardımcısı Mirliva Veli Paşa, subaylar, elde edilebilen çavuşlar ve yaverlerden kaymakam Mehmet Ali Bey, askerlere padişahın buyruklarını bildirdiler. 10

Dipnotlar:

1- Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 180.

2- Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 181.

3- Serbesti, 21 Nisan 1909/8 Nisan 1325.

4- Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 185.

5- Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 187.

6- Serbesti, 10 Nisan 1325/23 Nisan 1909.

7- Ali Cevat Bey, İkinci Meşrûtiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ankara, 1991, s. 68.

8- Ali Cevat Bey, İkinci Meşrûtiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ankara, 1991, s. 71.

9- Ali Cevat Bey, İkinci Meşrûtiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ankara, 1991, s. 71.

10- http://www.risaleinurenstitusu.org/bediuzzaman-said-nursinin-31-mart-olayindaki-tavri-i/

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişi

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler – 91

31 Mart ve Bediüzzaman (12-13-14-15. günler) –

On İkinci Gün
(11 Nisan 1325/24 Nisan 1909 Cumartesi):

31 Mart’ın On birinci “Cuma günü Şevket Paşa’nın verdiği ilerleme emri, Cumartesi günü Hareket Ordusu’nun İstanbul’u işgal etmesi ile sonuçlandı. Harbiye Nezareti’nde bulunan askerler kısa bir direniş göstermişlerse de gece onlar da Hareket Ordusu tarafından esir alındılar. Padişah ve Harbiye Nazırı Ethem Paşa askerin direniş göstermemesi için çabaladı. Askerler tek tek teslim oldular. Teslim olmayarak kaçanlar da oldu. On ikinci gün asayiş sorununa el atan Hareket Ordusu, Dersaadet Jandarma Polis Genel Müfettişliği’ne tayin ettiği Miralay Galib’in imzasını taşıyan bir resmî ilân yayımladı. Buna göre, “Baği ve mürtecî”lerin yenildiği şu sırada sükûnet şarttı ve halkı heyecana verecek-fesatçı yazılar yazmak, heyecanlandırıcı sözler söylemek, sokaklarda koşmak gibi-davranışlarda bulunulmaması isteniyordu. Ayrıca, güneş battıktan bir saat sonra başlamak üzere sokağa çıkma yasağı konuyordu. Silâh taşımak da yasaklanıyordu.1

On Üçüncü Gün
(12 Nisan 1325/25 Nisan 1909 Pazar)

Yönetim fiilî olarak Hareket Ordusu’na geçiyor, sokağa çıkma yasağı ilân ediliyor

31 Mart’ın on üçüncü günü İstanbul’da gazete çıkmadı, çünkü on ikinci günü çarpışmalar yüzünden gazete idarehaneleri çalışmadı. Bundan dolayı on iki ve on üçüncü günün olaylarını on dördüncü günün gazetelerinden öğrenebiliyoruz. O gün çıkan İkdam, başyazı olarak Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişini İstanbul’un ikinci fethi olarak tanımlıyordu. Bu fethin bir özelliği de ülkeyi istibdattan kurtarmak için önemli bir görev yapıyordu.2 Bundan sonra yönetim fiilen Hareket Ordusu’na geçmişti. Devir tamamen değişmişti. Çeşitli bildiriler yayınlanarak İstanbul’da sükûnet sağlanıyordu. Bu bildiriler sokağa çıkma yasağı (11 Nisan 1325/24 Nisan 1909), Hareket Ordusu Kumandanı Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa’nın olayları özetleyen 12 Nisan (25 Nisan 1909) zafer bildirisi, sıkıyönetim, Hareket Ordusu’nun İttihat ve Terakki ile ilgisinin olmadığı gibi konuları ihtiva ediyordu. Mahmut Şevket Paşa’nın hükümete danışmadan sıkıyönetim ilân etmesi ve çeşitli bildirilerle yönetimi ele alması hükümeti boşluğa düşürmüştü. Yine, Şevket Paşa’nın isteği ile hükümet, kurulacak harp divanının başına Tophane Nazırı Ferik Hurşit Paşa’yı atadı. İstanbul’da sanki iki başlı bir yönetim başlamıştı. Hükümet bu duruma bir son vermek için ertesi gün güvenoyu verilmezse, hükümetin istifa etmiş sayılması gerektiğini meclise bildirdi. Bu sırada yabancı elçiliklerden padişaha halini sormak için aracı gönderenler oldu. Meclis uzun tartışmalardan sonra sıkıyönetim ilân etmeyi kabul etti.3

On Dördüncü Gün
(13 Nisan 1325/26 Nisan 1909 Pazartesi)

Yurt dışına çıkışlar başlıyor ve dış ülkelerin tavrı

Şevket Paşa, yayınladığı resmî bildiride, hain ve canilerin cezalandırılacağını bildiriyordu. Bu ortamdan zarar görmek istemeyen bazı muhalifler yurt dışına kaçtılar. Bunların arasında Ahmet Cevdet, Ali Kemal, Rıza Nur, İsmail Kemal, Mısırlı Prens Aziz Paşa, Mevlanzade Rifat, Ahmet Celaleddin Paşa, Ergiri Mebusu Müfit, Kâmil Paşazade Said Paşa gibi kişiler de vardı. 4 Alman kaynaklarına göre, bu olay sonunda İngiliz elçiliğinde derin bir hayal kırıklığı oluşmuştu. Gazetelerin yazdığına göre, Almanya’da sevindirici olan bu olaylar İngiltere için üzücü olmuştu. Bu durumlar ülkenin iç meselesinden dış ülkelerin nasıl menfaat elde ettiklerini görebilmek için önemli ipuçlarıydı. Tanin Gazetesi o gün İstanbul’da değil Selânik’te çıktı ve geliri bir hürriyet anıtı yapılmasına ayrıldı. Hüseyin Cahit’e ait olması gereken önemli yazılar vardı. O gün Tevfik Paşa istifa zabtını padişaha göndermişti.5 Ancak bir süre sonra Sait Paşa ve Ahmet Rıza’nın bir tezkeresi geldi. Bu tezkerede Meclisi Umumî kararıyla güven konusunda bir karara varılıncaya kadar görevden ayrılmaması rica ediliyordu. Tevfik Paşa bu ricayı kabul etti ve işgal altındaki Saraya giderek durumu Abdülhamid’e bildirdi. Tevfik Paşa göreve devam edileceğini diğer nazırlara da bildirdi. O gün Harbiye Nezareti’nden Sadarete gelen bir yazıyla Nazım Paşa’nın bir mektubu sunuldu. Paşa, bu mektupta Hassa Ordusu Kumandanlığı’ndan affını istiyor ve iştigalat-ı resmiyesine son verdiğini bildiriyordu.6

On Beşinci Gün
(14 Nisan 1325/27 Nisan 1909 Salı)

Abdülhamid tahttan indiriliyor

Bu şartlar içerisinde İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti ile ilişiği olanlar uzaklaşmaya çalışırken İttihat ve Terakki taraftarları âlây-ı valâ ile şehre geliyorlardı. Millî Meclis toplandı ve II. Abdulhamid’i tahttan indirerek yerine V. Mehmet’i getirdi. Şeyhülislâm Ziyaeddin Efendi ve Fetva Emini Hacı Nuri Efendi ikna edilerek fetva alındı. Meclis, bu kararı onayladı ve V. Mehmet Reşat Padişah oldu.7 Heyetler oluşturularak Abdülhamid’e ve Reşat’a durum bildirildi. Reşat, Harbiye Nezareti’ne geldi ve Ayan ve Mebusan başkanlarının, ikinci başkanlarının, kabinenin bazı kumandanların huzurunda, Meclis başkanlarının “ihtarı” üzerine, Şeriatı, kanun-u esasî hükümlerini Meşrûtiyet usûlünü, milletin haklarını koruyacağına dair and içti ve kendisine biat edildi. Reşat padişah olduktan sonra, Tevfik Paşa’yı Dolmabahçe’ye çağırıp Sadarette kalmasını istedi, o da kabul etti. Bu arada Hareket Ordusu komutanı Mahmut Şevket Paşa Zaptiye nezaretine gönderilen bir emirde taşkınlıkları önlemek ve kişisel cezalandırmaların önüne geçmek için Divan-ı Harb reisinin kararı olmadan hiç kimsenin tevkif edilmemesi yolunda bir emir yayınlar.8 Aynı gün Serbestî Gazetesi sahibi Mevlanzade Rifat’ın derdest edildiği yazıyordu.9

Dipnotlar:

1- http://www.risaleinurenstitusu.org/bediuzzaman-said-nursinin-31-mart-olayindaki-tavri-i/

2- İkdam, 25 Nisan 1909.

3- Prof. Dr. Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 213.

4- Prof. Dr. Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 215.

5- Ali Cevat Bey, age., s. 76.

6- http://www.risaleinurenstitusu.org/bediuzzaman-said-nursinin-31-mart-olayindaki-tavri-i/

7- Ali Cevat Bey, age., s. 82.

8- Şanlıordu, 10 Nisan 1909/16 Nisan 1325/9 Rebiülahir 1327.

9- Şanlıordu, 10 Nisan 1909/16 Nisan 1325/9 Rebiülahir 1327.

Afyon Hapsinden 31 Mart ile ilgili yazılan mektup

Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler-92

Bediüzzaman Hazretleri şahsı hakkında yapılan tenkidlere ve mülâhazalara çok ehemmiyet vermez.

Hatta kendisi hakkında sebepsiz, gıyabında tezyifkârâne, hakaretli sözler söylendiğinde; “Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar şahsıma ve nefsime ait ise, Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıplarını söyler. Eğer doğru söylemişse, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır. Eğer yalan söylemişse, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsimle musalâha etmemişim. Çünkü terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.”1 Yapılan tenkitler Bediüzzaman’ın hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için ise gerekirse canını feda eder bir şecaati gösterir ve şöyle karşılık verir: ”Eğer o adamın tahkirâtı, benim imâna ve Kur’ân’a hizmetkârlığım sıfatıma ait ise, o bana ait değil. O adamı, beni istihdam eden Sahib-i Kur’ân‘a havale ediyorum. O Azîzdir, Hakîmdir.”2 Görüldüğü üzere Bediüzzaman şahsına yapılan tenkitleri nefsi adına kabul ederken, imâna ve Kur’ân’a ait hizmetine gelen tenkitleri ise öncelikle Sahib-i Kur’ân’a havale ediyor, gerekli gördüğü noktada umuma bakan ve toplumun iğfal eden cihetini de dikkate alarak cevap veriyor.

Bediüzzaman Hazretleri, hakkında yayın yapan gazetelere de bu cihetle cevap verir. Yazdığı veya yazdırdığı mektupları ilgili gazetelere birer nüsha olarak gönderirken bir nüshasını da kendisinde tutar. Mecliste yazılan namaz beyannamesi veya resmî makamlara yazılan istidalarda da bunu görmek mümkündür. Bediüzzaman, 10 Mart 1949’da Vatan Gazetesi’nde çıkan 31 Mart ile ilgili bir yazıya karşı talebelerine yazdırdığı mektubu hem Vatan Gazetesi idaresine, hem de Sebilürreşad Gazetesi’ne göndermiş ve bir nüshasını da kendisinde muhafaza etmiştir. “İşte Bediüzzaman’ın cevap vermeye değer bulduğu yazılardan biri, daha sonra Anayasa Profesörü olacak olan, Türkiye’de Siyasal Partiler kitabının da yazarı Tarık Zafer Tunaya’nın Vatan Gazetesi’nde yazdığı 31 Mart yazısıdır. (Aynı Tarık Zafer Tunaya, 1952’de Gençlik Rehberi dâvâsında bilirkişilik yapmış ve Bediüzzaman’ın sert eleştirisine maruz kalmıştır.) “Kırkıncı Yıldönümü Yaklaşan İrtica Hareketi: 31 Mart Vak’ası” başlıklı yazıda olay, sığ bir şekilde anlatılırken olayın failleri hakkında ise sürekli olarak Bediüzzaman’ın da üyesi olduğu İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti ve Cemiyet’in yayın organı olan Volkan Gazetesi’nden bahsedilmiştir. Tunaya’ya göre asi askerleri Ayasofya Meydanı’na toplayan kimseler bir kısım Abdülhamid taraftarı ve İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’dir. Tunaya yazının devamında bir adım daha ileri giderek Volkan Gazetesi’nin asi askerlerin karargâhı olduğunu söylemektedir.” 3

Hapisten Yazılan Mektup

Tarık Zafer Tunaya’nın yazısı 10 Mart 1949 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanır. Bediüzzaman bu tarihte Afyon Hapishanesi’nde on dört aylık tutukludur. Zamanında üyesi olduğu cemiyete (İttihad-ı Muhammedî Cemiyetine) yapılan ithamları kabul etmeyecek ve hapishanede olmasına rağmen tıpkı kırk sene önce yaptığı gibi Cemiyeti adına cevap verecektir.

Talebelerine yazdırdığı mektupta Bediüzzaman 31 Mart’ın bir iktidar-muhalefet çarpışması olduğunu (Osmanlı’nın son yıllarında İttihat ve Terakki sürekli olarak iktidarda ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise sürekli olarak muhalefette olduğu için mektupta İtilafçı-İttihatçı müsademesi-çarpışması denmiştir), İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nin ekseriyet-i mutlaka itibariyle karışmadığını ve hatta olayın teskinine çalıştığını ifade ettikten sonra mektup Bediüzzaman’ın olay sırasında Harbiye Nezareti’nde (Bab-ı Seraskeri) sekiz tabur askeri itaate getirdiği (Bu olay isyanın 4. Günü, 16 Nisan 1909’da olmuştur) ve daha sonra da yargılanmasına rağmen beraat ettiğinden söz etmektedir.

Mektubun tamamı şöyle:

Bismihi Subhanehu, Vatan Gazetesi Üstad’ımıza (kırk sene evvel olan 31 Mart hâdisesinde) bir inkılâpcı nazarıyla bakmış.

Onun o hadisedeki mahiyetine dört-beş not olarak hem matbu Tarihçe-i Hayat’ına, hem bir haftada iki defa basılan meşhur Divan-ı Harb-i Örfi ve Said-ül Kürdi namıyla olan müdafaatına ve o zaman İstanbul’da bulunanların malûmatlarına istinaden deriz;

Birinci Nokta: O hâdise İtilafçı-İttihadcıların bir müsademesidir. İttihad-ı Muhammedî Cemaati ekseriyet-i mutlaka itibariyle karışmadı. Belki teskinine çalıştı, hattâ Üstad’ımız Bâb-ı Seraskerî’de isyan eden sekiz taburu bir nutukla itaata getirdi. Yüzer zabitlerin hayatlarını kurtardı.

İkinci Nokta: Üstad’ımız o vakit İstanbul’da bütün kuvvetiyle ihtilâli yatıştırmağa tesirli çalıştı. Ve İttihad-ı Muhammedî (asm) yani İttihad-ı İslâm Cemiyeti’ne dair hiç emsali vuku bulmamış Ayasofya’da elli bin adama okuduğu nutkunu umûmuna kabul ettirmiş. Ve Volkan Gazetesi’ne verdiği bir makale ile İzmit ve sair taraflarda otuz bin kişinin o makale hakkaniyetine karşı o cemiyete dâhil oldukları ilân edildi.

Üçüncü Nokta: Divan-ı Harb-i Örfi’de pek şiddetli ve dokunaklı müdafaatı, hattâ demiş: “Eğer meşrûtiyet bir şubenin istibdadından ibaretse veya hilâf-ı şeriat hareket ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciyim.” Hem Reis Hurşid Paşa ona sordu: “Sen şeriat istemişsin?” Cevaben dedi: “Ben şeriatın bir tek meselesine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.” Hem bu şiddetle beraber beraat etmiş.

(Afyon Medrese-i Yusufiye talebeleri namına Ahmed Nazif, Hüseyin Tabancalı, Salahaddin Ahmed, Feyzi, Zübeyr, Ceylan) 4

Yakın talebelerinin imzasıyla yazılan bu mektuptan bir nüsha Vatan Gazetesi’ne, bir nüsha Sebilürreşad’a gönderilmiş; bir nüsha da Bediüzzaman’da kalmıştır. Vatan Gazetesi mektubu yayınlamamıştır. Sebilürreşad ise takip eden ilk sayısında mektuptan bahsetmiş ve mektubun muhtevasından söz ederek Bediüzzaman’ın 31 Mart’ta isyancıların yanında olmadığını söylemiştir. Tarık Zafer Tunaya bu mektuba Türkiye’de Siyasal Partiler isimli kitabında kısa bir cevap vermektedir. Yazdığı yazıya bir mektupla cevap verildiğini anlatan Tunaya, cevabının sonunda: “Biz Said-i Kürdi’nin tahrikçiliğinden değil, Fırka ile olan (İttihad-ı Muhammedî) yakın ilişkilerinden bahsettik ve bu yakınlığı da bizzat Volkan da neşrettiği yazılarına dayanarak saptamaya çalıştık” demiştir. 5

Sebilürreşad, Bediüzzaman’ın yazdırdığı mektubu haber yapıyor:

Sebilürreşad’ın Haberi: “Afyon’da ikamet eden Ahmet Nazif, Ahmet Feyzi, Hüseyin Tabancalı, Salâhaddin Çelebi, Zübeyr, Ceylân Çalışkan tarafından aldığımız bir mektupta, meşhur yüksek İslâm ulemasından Bedi’-üz’Zaman’ Said-i Kürdi hakkında Vatan Gazetesi’nde neşrolunan hilâf-ı hakikat isnatlar reddedilmektedir. Bir İttihatçı-İtilâfçı çarpışması olan 31 Mart hâdisesinde mumaileyhin, âsilerle teşrik-i Mesaj değil, bilâkis isyan hareketini yatıştırmak hususunda büyük hizmeti olduğu, bilhassa Bâb-ı Seraskerî’de isyan eden sekiz taburu bir nûtukla itaate getirdiği, yüzlerce zabitleri muhakkak ölümden kurtardığı, Ayasofya’da elli bin kişi huzurunda, irad ettiği nutukta ihtilâli teskin hususunda büyük tesiri olduğu, Divan-ı Harb-i Örfî’de bu büyük hizmetleri takdir olunarak beraet ettiği, vilâyat-ı şarkiyede aşiretler arasında Meşrûtiyeti kabul ettirmek için dolaştığı ve eserler neşrettiği, bu hizmetleri İttihat ve Terakkice takdir olunarak medresesine 19 bin altın lira tahsis edildiği, ancak Harb-i Umumî dolayısıyla o paranın alınamadığı, fakat Cumhuriyet hükümeti bu tahsisatı 163 mebusun kararıyla 150 bin liraya iblâ ettiği bildirilmekte, üstatlarının millet ve memleket uğrundaki yüksek hizmetleri kaydedilmektedir.”

(Sebilürreşad, Nisan 1949) 6

Dipnotlar:

1- Mektubat, 2013, s. 106.

2- Mektubat, 2013, s. 106.

3- Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman, Nurettin Ceylan, Şubat 2016, s. 70.

4- Hapis Mektupları, Afyon Hapis Mektupları, Vatan ve Sebilülreşad Gazeteleri’ne gönderilen mektup. (G.M.)

5- Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman, Nurettin Ceylan, Şubat 2016, s. 73.

6- Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman, Nurettin Ceylan, Şubat 2016, s. 69,…74.

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.